9 Kasım 2013 Cumartesi

Günaydın

Doğma büyüme İstanbulluyum. Bu şehrin kargaşasıyla, trafiğiyle, kalabalığıyla büyüdüm. Son yıllarda bu şehri bırakıp daha küçük bir yere yerleşmek, daha dingin ve sakin bir yaşam sürmek, İstanbul'a sadece gezip eğlenmek için gelmek hep aklımın bir köşesindeki hayaller ve planlar arasında. Bu sabah kalktığımda ise bu şehirle ilgili bir şeyin daha farkına vardım. Yoğun iş temposu, günün 24 saatine bir ton şey sığdırma çabası içinde durmaksızın nefes almadan yaşıyoruz. Ajandaya kaydedilmiş bir hayat yaşıyoruz resmen. Kendimize ayıracağımız güneşe yüzünüzü dönüp gözlerini kapatıp hiç birşeyi düşünmeden ruhumuzu dinlendireceğimiz bir 5 dakikamız bile yok.

Bu sabah evimin penceresinden içeri sızan muhteşem sabah güneşi beni bu hale getirdi. Demin bahsettiğim şeyi ben yaptım ve inanın  o 5 dk öyle iyi geldi ki. Lütfen kendinize zaman ayırın ve güneşin tadını çıkarın..

Herkese günaydın :)

18 Ekim 2013 Cuma

Yeme Turizmi - 2 - MERSİN

Lezzet yolculuğumuza Adana'dan trenle 1-1,5 saat mesafedeki Mersinle devam ediyoruz. Adana'dan sonra Mersin'e geçince gözlerim büyüyor ve şaşkınlık içerisinde bakakalıyorum. 20-25 katlı gökdelen gibi siteler sahilden başlıyor şehrin içlerine kadar giriyor. 

Gelelim Mersin'in meşhur yemeklerine..

1. Tantuni İstanbul'da her yerde tantuni yenmez derler. Mersin'e gittikten sonra bunu açık ve net olarak söyleyebilirim ki İstanbul'da hiçbir yerde tantuni yenmez. Lütfen Göksel tantuniye gidin ve kendiniz bu zevki yaşayın.

Not: Adana'daki gelenek burada da devam ediyor. Tantuni yemek için oturduğunuz masa, daha siparişinizi bile vermeden hemen salatalar ile dolduruluyor. Ayrıca adamlar müthiş hızlı çalışıyorlar, Mc Donalds, Burger King falan yalan olmuş, asıl fast food Göksel Tantunide. Siparişi vermeniz ile 2 dk içinde dürüm halinde ortadan katlanmış tantuniniz elinize veriliyor. :) İyi reklam yaptım bu arada :)

2. Künefe Mersin'in künefesi bambaşka demişlerdi. Hakikaten de öyle. Biz künefe yememişiz önceden. Aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılıyordur zaten. Künefe için de bir yer önereyim. Künefeci Emin Usta. Mersinin çarşısının içinde aynı cadde üzerinde 3 dükkanları var. 
Mersinde başka nereye gidilir derseniz de sahildeki mekanlarda oturabilir, mersin marina ve mersin forumda alışveriş yapabilirsiniz. 




Yeme Turizmi -1 - ADANA

Hem eşimin hem de benim okuldan ortak arkadaşımız Çiğdem'in düğünü bahanesiyle geçen ay kendimizi Adana'da bulduk. Aslında ilk düğün tarihi ve yeri belli olduğunda hemen biletleri alıp, planlamalarımı ve araştırmalarımı yapmaya başlamıştım. :) Gerek internetten gerekse en yakın Adanalı arkadaşlarımdan fikirleri alıp nerde kalınır nerede ne yenirin detaylarını almıştım. Huyumdur eğer bir gezi planlıyorsam fazla detaya girerim. Haritalar çıkarır, gidilecek yerler işaretlenir, rotalar belirlenir, listeler yaparım. Bu gezimizde de nerde kalacağımız nereye gideceğimiz nasıl gideceğimiz hep belliydi. 

Adana belli merkezleri olan ama oldukça küçük bir şehir. Havaalanı diğer şehirlerdeki gibi şehrin dışında bir yerde değil. Adana'da bir yerden bir yere maksimum yarım saatte gidebiliyorsunuz. Eski Adana, ufak tefek dükkanların bulunduğu seyyar satıcıların konuşlandığı bir yer. Yeni Adana ise daha modern ve yeni binaların olduğu bir yer. Adana, Seyhan Nehrine paralel 3 büyük caddeden oluşuyor diyebiliriz. Nehirden içeri doğru Gazipaşa Bulvarı, Atatürk Caddesi ve Ziyapaşa Bulvarı. Ziyapaşa Bulvarı aynen İstanbul'daki Bağdat Caddesi gibi sağlı sollu dükkanların bulunduğu şık bir cadde. 

Kalacağımız otel Gazipaşa Bulvarında Akkoç Butik Oteli. Öncelikle Adana'da kalacaksanız ve merkeze yakın olmak istiyorsanız Akkoç Oteli tavsiye ederim. Odaları çok çok büyük, temiz, çalışanları güler yüzlü ve yardımsever, fiyatları uygun bir otel. 

Bu yazıda gezilecek belde ve şehirlerden çok Adana Mersin bölgesine gittiğinizde nerede ne yenirin cevaplarını bulacaksınız. Benim listem hazırdı, buyrun bu Adana'nın en meşhur yiyecekleri: 

1. Kazım Büfe'de muzlu süt ve tost :) Adana'da şöyle bir durum var, öyle kolaymış, biraymış bu tarz şeyler içilmiyor bu şehirde. Ya has şalgam suyu içeceksin ya da gidip Kazım'da muzlu süt.. Adana havaalanından indik otelimize doğru giderken, (oteli de öyle bir seçmişim ki gidiş yolu Kazım Büfenin önünden geçiyor) elimizde bavul hemen bir muzlu sütümüzü içtik. Lütfen isterken 1 adet olarak isteyin çünkü porsiyonları biraz büyük. 1 adet muzlu süt 1,5 su bardağı şeklinde veriliyor :) 

2. İştah Kebap'ta Adana Kebabı Adana'ya gelinir de kebap yenmez mi? Öyle bilindik Kolcuoğlu, Adana Dostlar'a falan gitmedik, hatta onları görmedik bile :) Elem Kebapçısını övdüler ona da yolumuz uymadı. Has Adanalı arkadaşım Gözde'nin babasının tavsiyesi üzerine Eski Adana diye tabir edilen eski çarşının içinde, bildiğiniz esnaf lokantası şeklindeki İştah Kebap'a gittik. Gerçekten İstanbul'da yediklerimizle hiç alakası yok. Bu arada Adana'da kebap yiyeceğiniz zaman siz istemeseniz bile masa çeşitli salatalarla donatılıyor. Acılı ezmesinden sumaklı soğana, salatasından turşusuna ne ararsanız var ve bunlardan ücret almıyorlar. ;)

3. Şalgam Suyu Bir marka veya yer söylemiyorum, Adana'da nerde içerseniz için gayet güzel. Her sokakta da litrelik ve 5 litrelik plastik şişelerde de satıyorlar. 

4. Bici Bici Seyyar arabalarda satılan, Adananın kavurucu yaz sıcağına birebir bir tatlı. Muhallebinin daha kıvamlı halde küp küp kesilmiş halinin üstüne kırılmış buz, pudra şekeri ve gül suyu koyuyorlar. Herkes beğenmiyormuş ama ben sevdim. Bicici Celal Usta gayet güzel hazırlıyor, Kazım Büfe'nin karşı sokağında tezgahı.
5. Şırdan  Hayvanın midesinin bir bölümünden yapılan bir dolma çeşidi. Görünüşü ve sakatattan yapılıyor oluşundan ötürü benim tercih edeceğim bir yiyecek değil. Adana'da neredeyse her köşebaşında görebilirsiniz. Akşamları yemekten birkaç saat sonra 1-2 adet yenebilecek bir yemekmiş. Adana'ya özgü olduğu için yazayım dedim ama tadını bilemiyorum.

6. Alıç  Aslında tam olarak nereye ait olduğunu bilmediğim bir meyve. Sarı renkte, top gibi, içi çekirdekli ama muhteşem lezzetli ve faydalı bir meyve. Hafif mayhoş ve tatlı bir tadı var. Adana'da her sokakta seyyar satıcılarda görebilirsiniz. İstanbul'da aldıklarımıza hiç benzemiyor, kesinlikle daha büyük daha lezzetli. İstanbul'da ipe dizili şekilde kolye gibi satılır ama hep küçük ve kurtlu olur. Babam küçükken alır boynuma asardı, ben de onları ipin üzerinden kemire kemire yerdim.

7. Sıkma Gözlemeye benzeyen, yufkanın daha kalın ve küçük halde açılmış ve sacda pişirilmiş haline peynir maydanoz ve bazı yerlerde soğan katılarak dürüm haline getirilmiş hali. Yanında çay veya ayranla çok güzel gidiyor. Adanalılar kahvaltıda çok tüketiyorlarmış :) 
Bu arada Adana'ya gelip de dönerken bir şeyler götüreyim derseniz Yeni Uğur Helvacısına uğramadan gitmeyin. Tahin helvası, şalgam suyu, envai çeşit lokum ve cezerye (güllü lokum favorim) alıp götürebilirsiniz.

Adana'ya gelmişken Seyhan Baraj Gölünü de görmeden gelmeyin. Arabanız var ise göl kenarına gidip mekanlarda sıkmanızı yerken çayınızı yudumlayabilirsiniz. Biz Çukurova Üniversitesine çıkıp Son Durak Cafe'de tepeden bakmayı tercih ettik. 



Cahide Harikalar Diyarı

Cahide ilk kez 2007 de üniversite mezuniyetimde gittiğim bir mekandı. Seneler sonra çalıştığım firmada Bölüm yemeği bahanesiyle yeniden yolum düştü buraya, görmeyeli baya değiştirmişler. 2007 de gittiğimde yaz konsepti nedeniyle açıkhavada kurulu mekanda kenarlarda localar ve ortada boş bir alan hatırlıyorum. Yine sahne şovları falan çok renkliydi. Bu seferki gidişimde mekanın tavanı kısmen kapalı, süslü dekorasyonu ve şaşalı sahnesiyle daha eğlenceli bir yer haline gelmişti. 2013 yazına yeni bir konseptle girmişler, cahide düğün sarayı. mekanda dolaştığınızda kenarda süslü gelin arabasını, gerdek gecesi yatağını görebilirsiniz. Yeni gelin ve damat adayları için değişik bir bekarlığa veda mekanı olmuş. Gittiğimiz gece mekanda bir damat ve gelin vardı ki onlara özel şovlar yapıldı ordan biliyorum. 

Gecede, çalıştığım şirkette yıllarını vermiş müdürlerin hizmet hatırası töreni de yapıldı ve bilin bakalım gecenin sunuculuğunu kim yaptı? Ünlü biri diye beklemeyin, aşağıdaki fotodan da anlaşılacağı üzere gayet amatör ve heyecanlı olan biri olarak görev bana verildi. Bu resme baktıkça sanki evlendirme programı sunuyormuşum da birazdan arkamdaki kalpten kapı açılacakmış ve gelin damat adayları oynayarak sahneye gireceklermiş gibi :) 
 Cahide'nin en çok beğendiğim şey tabakları oldu. o tabaklardan alıp eve götürmeyi istemedim desem yalan olur.

Cahidede şovlar oldukça renkli ve çeşitli, buyrun burdan birkaç foto. 


Yaralı Ceylan - Orak Adası

Şimdi okuyacağınız yazı hem öneri hem de konusunda uzman olduğum kınama içermektedir. Bodrum gezimizde sanıyorum ki bir tek tekne gezisinden memnun kalmadık. Şöyle ki Bodrum merkezde Halikarnas'ın karşısındaki iskeleden Yaralı Ceylan isimli teknemize bindik. Diğer çoğu yerdeki teknelerin aksine sabah saatlerinde değil saat 12:00-19:00 arası tekne gezisi yapıyorlar. Tekneye zamanında yetişiyor ve üst kat açık alanda yerimize yerleşiyoruz. Bu arada tekne gezisi kişi başı 55 TL, bu fiyata yemek ve çay dahil ancak diğer tüm içki ve içecekler ekstra.
Öncelikle bu tekneyi arkadaşım Pınar'ın tavsiyesi ile bulduk ve sanıyorum ki Bodrum'da Orak Adasına giden 2-3 tekneden biriymiş. Aslında sonradan Pınar ile konuştuğumuzda onların gezilerinde bizimki gibi bir olay yaşamadıklarını söylüyor. Bizim olayımızda şanssızlığımızın ve sezon sonu olmasının bir etkisi olabilir ama yine de benim gözlemim şöyle: Kaptan ve çalışanlar senelerdir bu işi yaptıklarından artık o kadar rahatlar ki, nasıl olsa müşteri geliyor bakış açısıyla davranıyorlar, bu nedenle de müşteri memnuniyeti, her zaman kaliteli ve güzel hizmet sunma diye bir şey kalmamış. Benden tavsiye Yaralı Ceylan'ı tercih etmeyin.

Biz tekne gününden önce tekneyi görmek ve konuşmak için uğramıştık. Kaptanla sohbet ettik, herşey güzel hoş anlaştık ama her şeyin göz boyaması olduğunu tekneye bindiğimizde anladık. Tekne turlarında verilen yemekler vasattır, kaptan öve öve bitiremedi yemeğini, ikramını, çayını kahvesini ama bunların hiçbiri bizim gezimizde yapılmadı. Yemek normaldi diğer teknelerdeki gibi, çay kahve yanında kurabiye var dediler tabağın içindeki kırıntıları görebildik anca. Kısacası söylenenlere kanmayın, tamamen aldatmaca.

Bir tekne düşünün, içinde çoluklu çocuklu aileler var, yaşlı amca teyzeler var, 20-30 yaş arası gençler var, çiftler var. Bir de teknede bu saydığım grubu rahatsız eden 2 ayrı grup daha var. Bu grupları şöyle tanımlayabilirim. Birinci grup Almanya'dan İstanbul'a tatile gelmiş, 30-35 yaş arası, medeniyetten nasibini alamamış bir erkek grubu. Bu grupta mayo ve deniz şortunu sanıyorum ki hayatlarında görmemiş olacaklar ki teknede (çoluk çocuğun arasında!) penye boxer'ını kalçasına kadar çekip güneşlenen mi ararsın yoksa yırtık kotunun üstünden yine(!) penye calvin klein boxerı gözüken ve beyaz çorabıyla teknede gezinenler mi ararsın, ya da yine penye şortu ile içinde boxerı varken denize girip onunla yeniden güneşte güneşlenen mi ararsın hepsi var. Anladığım kadarıyla bu grup penyeyi oldukça seven bir grup. Diğer grubumuz ise Bodrum'da bir mekanda çalışan kızlar ve onların sevgilisi olduğunu anladığımız yine mekanların bodyguardları. Bu insan grubu önceden teknenin üst kısmındaki yerleri kendileri için ayırtmış, yerleri de ayırtılmış olduğu için diğer insanları bekletmek pahasına tekneye normal kalkış saatinden daha geç gelerek onca insanı saygısızca bekleten ve geç geldikleri için onların yerine oturan insanları yerlerinden eden bir grup. Ve ayrıca gerek kıyafetleri gerekse hareketleri ile çevresindekileri tiksindiren bir grup. tekne turuna mı çıktık açıkhava striptiz şovuna mı geldik bilemedik. İşte bu 2 grup yüzünden tekne resmen ikiye bölündü. Üst tarafta bu bahsettiğim 2 grup, alt tarafta normal aileler. Tekne görevlilerine şikayet ediyorsunuz, rahatsızlığınızı belirtiyorsunuz, ama nedense başta kaptan olmak üzere çok sevilen(!) Yaralı Ceylan teknesi çalışanları kılını kıpırdatmıyor, onlar da müşteri diyip sizi görmezden geliyor.

Çok fazla detaya girmek istemiyorum ama bu tip iş yapanların müşterilerini de ona göre seçmeleri gerekiyor. Aileye uygun gezi yapacaksan bu tip insanları o tekneye almayacaksın. En son dönüş yolunda teknedeki teyze kaptana bağırıp "aşk gemisine gelmişiz meğerse, bu ne rezillik kepazelik, popodan başka birşey görmüyoruz" lafıyla yazımı sonlandırıyor ve tekne turunun tek güzel tarafı olan Orak Adası fotolarıyla sizi baş başa bırakıyorum. Orak Adası hakkında bir şey yazmama gerek yok aşağıdaki fotolar gayet güzel anlatıyor bence :)





Göltürkbükü

Çarşamba - bugünümüzün rotası bodrumun kuzey bölgesi olan bükler bölgesine çeviriyoruz. Sabah kalkıp Gündoğan'da kahvaltıyı yapıp Türkbükü'ne doğru yola çıkıyoruz. Bodrumda her yer birbirine çok yakın, arabayla bir uçtan diğer uca maksimum 45 dakikada (geze geze sahil yolundan) gidebiliyorsunuz. Şehir içinden hiç bir yerde durmadan giderseniz 15-20 dk falan sürüyor. Magazin haberlerinde ünlülerin yazın boy gösterdiği Türkbükü nasılmış diye bakıyoruz. Açıkçası ben ne Türkbükünü ne de Göltürkbükünü beğenmedim. Hiç birşey yok. Klasik sahilde mekanlar denize girilecek işletme önü şezlonglar ama inanın Gündoğan sahili bence bin kat daha güzel ve daha büyük. Deniz deseniz çok da süper değil yani. Buyrun Göltürkbükü..

Torbaya gidelim derken yolumuz Cennet koyu diye bir okla hemen değişiveriyor. Ana yoldan gitmeyin böyle şantiye oklarına doğru ilerleyip ormanın içinde patikadan da kötü bir yoldan ulaşabiliyorsunuz. Yolda motosikletli 2 gence rastladık da yanlış yolda olduğumuzu anladık. Cennet koyu hakikaten cennet gibi. Muhteşem bir deniz rengi turkuazdan maviye dönüşen bir yer. Minnacık bir koy ve hiç bişi yok. İşletme yok market yok zaten ulaşmanız baya zor. Teknelerle veya turlarla bu koya denizden ulaşıyormuş genelde insanlar. Çok bakir ve yolu kötü olduğu için çok fazla kişi ulaşamamış. Biz gittiğimizde 4-5 genç giriyordu pek tekin görmediğimiz için ortamı denize girmekten vazgeçtik. Yol kenarından ilerleyip koya karşıdan baktığınızda koyun arka tarafına otel midir site midir bilmiyorum ama bir inşaatın başladığını görüyoruz. Anlaşılan buranın bakirliği seneye kalmaz. Koyun iki uç noktasını da oteller çevirmiş. 

Tekrar ana yola dönüyoruz. Torbaya da gidecektik ama netten araştırdığımızda torbayla ilgili ilgimizi çeken birşey bulamayınca vazgeçiyor Gündoğan'a geri dönmeye karar veriyoruz.

Bugün çarşamba ve Gündoğan'ın halk pazarı. Beklediğim gün geldi sonunda. Günlerdir hasretini çektiğim ege inciri ve İstanbul'a götürmek üzere taze sebze ve zeytinyağı alacağım. Köylülerin yaptığı plastik su şişelerinde satılan zeytinyağının ve çizik yeşil zeytinin tadı hiç birşeyde yok. Zeytinyağının kilosu 6 tl, zeytin 8 tl. Çıtır çıtır incecik kahvaltılık biberler, kıpkırmızı leziz domatesler, barbunyalar bamyalar arasında kendimden geçiyor ne alacağımı şaşırıyorum. Hepsi organik :) Gidip salatalığın en eçüş bücüş şekilsiz olanlarını seçiyorum çünkü asıl onlar kütür kütür sulu ve lezzetli oluyor, diğer düzgün olanları bildiğiniz İstanbul'da aldığımız sera salatalığı. Mora çalan rengiyle patlıcanlara saldırıyorum.  Bir de buralara gelince tekstile bakmadan dönmem. Mesela evdeki mutfak masasına çok şirin işlemeli bir örtü buldum hem de 5 tl :) bu arada egede artık deniz havlusu neredeyse hiç kullanılmıyor. Herkeste bir peştemal modası değmeyin gitsin. Rengarenk. Buraya gelirken zaten ben yanımda getirmiştim ama yedeklerini almadan edemiyorum. Gittiğiniz tatil bölgesindeki turistik dükkanlara sakın bakmayın tanesini 15 -20 tlden aşağı satmıyorlar. Ama pazarda 3 tanesi 10 tl :) boşu boşuna kazıklanmanın manası yok. Mesela bu konuda, o beğenmediğim Turgutreis baya iyiydi 5 tanesi 10 tl'ye peştemal satan yer bile vardı. Kalitesine rengine boyutuna göre fiyatlar değişiyor. Bazıları pamuktan bazıları bambudan, püsküllüsü püskülsüzü, düz renklisi çizgilisi nasıl isterseniz. Ben artık evde banyoda bile bu peştemalleri kullanıyorum yıkanabiliyor çabuk kuruyor yer kaplamıyor ve hafif. Tavsiye ederim muhakkak edinin 2-3 tane :)) ayrıca çok da güzel hediye olabiliyor, rulo yapıp güzel bir kurdeleyle süsleyip hatta yanına bir tanede zeytinyağlı sabun koyarak sevimli ve ekonomik bir hediye oluşturabilirsiniz. 

Yarin tekne turu günü.. Halikarnas'tan Yaralı Ceylan teknesiyle orak adasına gidecek akşamına bodrum sebzeli döneri yiyeceğiz :))

Not: Yukarıdaki yazı eylülden kalma ama ancak şimdi yayınlayabiliyorum. İstanbul'a dönünce nedense işe güce dalıyor ve insan zaanın nasıl geçtiğini anlayamıyor. Gecikme için çok özür. 

8 Eylül 2013 Pazar

Akyarlar-Bitez-Yalıkavak

Bodrumu bir tanıdığımızın arabası ile gezdik bu nedenle önce arabayı alacağımız Turgutreis'e minibüsle gittik. Turgutreis'i beğenmedim en baştan söyliyim. Hiç birşey yok, denizi kötü, dalgalı ve şerit şerit siyah yosunlarla dolu. Çarşısı deseniz evet gezilecek bi çarşısı var ama turistik gibi durmuyor. Anadolu'da bi kasabaya gelmiş gibi hissediyorsunuz. İnsanlar garip garip bakıyor. Oturup yemek yenecek doğru dürüst bir yer yok çoğu esnaf lokantası/kahvehane gibi. Esnaf lokantası dediğime bakmayın aslında çok severim asıl lezzetler buralardadır ama Turgutreistekiler o cinsten değil. Minibüs garının yakınında ev yemekleri yapan Ana Oğul Lokantasını buluyor bari bir ev yemeği yiyelim diyoruz. semizotu ve pazı sarması sipariş ediyoruz, yemekler güzeldi evet ama aramızda kalsın ben daha güzel yaparım ;)
Arabayı alıyor ve ertesi gün yola çıkmak üzere eve dönüyoruz .. Yalıkavak yolu üzerinde Gündoğan'a giderken yol kenarında renkli yel değirmenleri ve ışıl ışıl su kabağı lambalar satan yerler var. Not: Buralarda fiyatlar çarşıdakilere göre bir tık daha uygun hatta sezon sonu giderseniz çok daha uygun bulabilirsiniz.. Almasanız da mutlaka girin bakın çok muhteşemler. 

Benim Selimiye'den içimde kalmıştı (Selimiye gezisini daha önce yapmamıza rağmen Bodrum yazısından sonra yazacağım) ve uygun fiyata burda bulup bi rtane İstanbul'daki ev için edinmeden edemedim.. :))
İlk günümüzün rotasında ilk olarak Akyarlar'da kahvaltı var. Önce şehiriçi yoldan Turgutreis'e ordan da sahil yolu ile Akyarlar'a yol alıyoruz..  Akyarlara Hoşgeldiniz yazısı ile sizi minik bir cami karşılıyor. Caminin sağ tarafından aşağı doğru inen yolda taksi durağını geçtikten sonra sahil boyunca sıra sıra kahvaltı yapılacak yerler başlıyor. Biz seçimimizi Sedir Cafeden yana kullandık. Sahille içiçe tepesi bambu çubuklarından örülmüş bir örtüyle kaplı boncuklu su kabakları asılı bir kafe. Kahvaltısı 20 TL, içinde yok yok, minnacık kızarmış sivri biberi ve leziz kayısı reçeli beni benden aldı. Menemeni de çok başarılı o da 8 TL.

Akyarların sahili oldukça küçük 2-3 işletme kapatmış şezlonglar ücretsiz ama orada birşeyler yemeniz veya içmeniz gerekiyor. Biz ilerideki Karaincir plajını merak ettiğimizden burada durmadan yola devam ediyoruz ama deniz muhteşem olduğu için biraz da içimizde kalıyor tabi. bu arada tee bodrum akyarlarda Taksim olaylarının esintilerini de görmüyor değiliz hani..
Karaincir plajı benim için biraz fiyaskoyla sonuçlanıyor. Her işletmenin ayrı bir yeri var ve halka ayrılmış bir bölüm yok. İlle araba ile geldiyseniz birinin otoparkına girip mutlaka onların şezlonglarına oturmanız gerekiyor. Kişi başı 20 tl yi duyduğumda ve o denizi gördüğümde direk uzaklaşmak istiyorum. Benim gibi sahilde dipdibe oturmaktan hoşlanmayanlardansanız hiç boşuna kara incirle vaktinizi harcamayın derim. Deniz çok güzel pırıl pırıl ama taşlık, mutlaka yanınızda plastik deniz ayakkabınızı bulundurun. İleriler kumlukmuş ama bazı işletmelerin iskelesi olmadığı için o taşlarla muhatap olmak zorunda kalabilirsiniz. Hem taşlarla cebelleşecem hem denizden çıktığımda şezlongta yatarken birinin ayağı ile göz göze duracağım, hiiiççç gerek yok. Sahil yolundan devam ederken çok bakir kendi içinde tek kalmış ve çok sakin bir koy gözümüze çarpıyor. Aspat tatil köyünün plajıymış. Arayıp bilgi alıyoruz.
Aspat tatil köyü giriş kişi başı hafta içi 40tl haftasonu 50 tl imiş, grişte size bir kart veriliyormuş ve o kartla yiyip içiyormuşsunuz. Fiyatlar çok makul geliyor, hem plajı hem denizi kumluk ve sığ çok hoşumuza gidiyor ama zaten günün yarısını bitirdiğimizden ve gitmek istediğimiz başka yerler olduğundan bu yeri seneye gelmek üzere kenara kaydedip ayrılıyoruz.

Sırada Kargı koyu var. İpadden baktımızda burası Bitez gibi görünüyor ama aslında kargı koyu olarak geçiyor ve bitez daha ileride. Upuuzuuunn alabildiğine bir plaj. Kargı koyunda deniz muhteşem benim gibi denizin dibini görmeden rahat edemeyen ve ille de kumluk olsun pırıl pırıl olsun diyenlerdenseniz kargı koyu tam size göre. Tertemiz bir deniz ayaklarınızın altında incecik kumlar ve öyle birden derinleşen değil gayet sığ bir deniz. Deniz kenarını çeşitli işletmeler ve site işletmeleri almış. İstediğiniz işletmenin şezlonglarına kurulup gününüzü burada geçirebiliyorsunuz. Susadığınızda veya karnınız açıktığında şezlongunuza kadar getiriyorlar. Biz eylülün ilk haftasında gittiğimizden midir bilmiyorum aşırı bir kalabalık yoktu hele denizin içi çok sakindi. Şezlong fyatları her işletmede değişiyordu. Şezlong fiyatları kişi başı 5 tl olan yer de var 10 tl olan yer de. Bazı işletmelerde şezlong ücretsiz diyor ama zaten oradan yiyecek/içecek bişi almanız gerekiyor ve şezlongun parasını da çıkartmış oluyorlar zaten.

Bir sonraki durak ortakent yahşi burayı geçen sene gördüğümüz için sahil tarafına geçmeden ilerliyoruz ama sizin de fikriniz olsun diye ne var ne yok yazayım. Ortakent yahşi plajında sahilde siteler ve önlerinde plajla birlikte kahvaltı mekanları var. Biz geçen sene buraya tekne turu yapmak üzere sabah erken vakitte gelip kahvaltı yapıp tekneye binmiştik. Denizi gayet güzel ama tekne turu için bodrum merkezdekilere göre biraz daha pahalı çünkü daha küçük ve kişiye özel teknelerle çıkıyorsunuz maksimum 10 kişi mesela. öyle 80 kişilik gulet tarzı tekneler yok.

Sırada asıl yerimiz Bitez var. Biz buraya bitez dondurmasını yemeye geldik. Yeri sahilde değil boşuna aramayın. Ve sitelerindeki buradayız diye işaretledikleri yer yanlıştı . Söyledik ve düzelteceklerini ilettiler. Köyün içinde merkezde bulunuyor. Mavi ahşap sandalyelere oturup güzelce taze meyvelerden yapılmış dondurmanızı hüpletiyorsunuz. Çalışanlar çok güleryüzlü ve ilgili. Ben egeye gelince buraya özgü şeyler yemeği seviyorum bu nedenle dondurmada bile mandalinalıyı tercih ediyorum gerçekten çok leziz. Kanyaklı ve tahin susamlısı da değişiklik isteyenler için güzel seçenekler olabilir. Eşim İstanbul'daki Yaşar Usta'nın dondurması daha güzel diyor ama ben beğeniyorum. Bir de bloga yazarsan bitez dondurmacısının sütlacı ve çayı oldukça başarılı diye de bana not ettiriyor. :) Dondurmayı yemeye öyle bir odaklanmışım ki fotosunu çekmeyi unutmuşum. Yemek sonrası hmen yan taraftaki hediyelik eşya dükkanı dikkatimi çekiyor biraz inceliyorum. Çok renkli ve hoş duvar süsleri var.. 

Bitezden ayrılıyor ve gelmişken gümbeti de görelim diyor ve yola devam ediyoruz. Gümbet şehir merkezinde çeşitli otellerin alışveriş edilecek küçük dükkanların olduğu minicik bir yer. Sahil tarafına sapıyor restaurantlar arasından yola devam ediyoruz. Eşim hadi seni güzel bi yere götüreyim diyor ve tepeye çıkarıyor bizi. Müthiş esintili bir tepede bodrum ayaklarınızın altında yel değirmenlerine çıkıyoruz. Manzara muhteşem. Bir tarafta Bodrum merkez ve Halikarnas diğer tarafta gümbet arada da bir sürü irili ucaklı adalar. Rüzgar o kadar sert esiyor ki uçmamak için çaba sarfediyorum. Karı koca bir çiftin koyduğu 3-5 sandalyede oturup Euroyla(!) belirlenmiş ücretler karşılığında taze sıkılmış portakal suyu ve biranızı içerek manzarayı seyredebiliyorsunuz. Portakal suyu 2€, bira 3€. İkisine 12 tl veriyor ve seyredalıyoruz. Yeldeğirmenlerini restorasyondan geçirseler çevresini düzenleseler bence çok güzel olabilir yoksa bu gidişle bugün gördüklerimiz bile 1-2 seneye kalmayabilir. Heryer çöp şişe kırığı dolu. İnsanlar düşüncesizce caanım yel değirmenlerinin duvarlarını boyayıp saçma sapan isimlerini yazmışlar.
 
 
 
Biraz dinlendikten sonra günbatımını izlemeye Yalıkavak'a dönüyoruz. Önce Ortakent Yahşi üzerinden Turgutreis'e gider gibi yapıp aradan Gümüşlük'e bir diğer adıyla Myndos'a geçiyoruz. Etimolojideki adı ile myndos "ana tanrıçaya tapınma" anlamına geliyormuş.
gümüşlük yolu üzerindeki su kabağı lambaları satan Le'kabbak ve hemen karşısındaki bu şirin evi görür görmez fotoğrafını çekmeden edemiyorum.
 
Gümüşlük'ten Yalıkavak'a giden 2 yoldan birinde restorasyon çalışmaları devam ediyormuş biz de diğer yoldan Yalıkavak'a geçiyoruz. Zaten Gümüşlük bitiyor Yalıkavak başlıyor. Çarşısı ve sahili oldukça canlı. Marinası baya kokoş ve elit duruyor. Lüks markaların bulunduğu dükkanlar büyük alışveriş marketleri merkezde yeralıyor. Sahil tarafı ise yan yana onlarca restaurant. Balıkçısından pidecisine kebapçısına ne arasanız var. Biz öneri üzerine belediyenin cafesine gidiyor günbatımı için en güzel masaya kuruluyoruz. Fiyatlar oldukça makul. Bira 6,75TL , patates tava 5,5TL. Aşırı açız herhalde ki patatesi anında hüpletiyor acaba bi tost mu yesek diye birbirimize bakıyoruz. Tost 5,5 TL ama ben hayatımda böyle bol kaşarlı bi tost daha yemedim. Maaşallah çift değil beş kaşarlı. Rüzgardan resmen başımız dönüyor ama o gün batımında zevkten zevke giriyoruz.


Artık dönüş vakti geldi. Evde de biraz keyif yapmak için alışveriş yapıp gündoğana geri dönüyoruz.